Rifâiyye, Ahmed er-Rifâî'nin İskenderiye'ye gönderdiği Ebü'l-Feth el-Vâsıtî (ö. 632/1234-35) aracılığıyla Mısır'da teşkilâtlanan ilk tarikat olmuştur.
Tarikatlar insanlardaki meşreb farklılığından kaynaklanır. ... Ancak bugünkü anlamıyla bir şeyhin etrafında toplanan müridânın tekke ortamında muhtelif usullerle eğitilmesi anlamına tarikat , Abdülkadir Geylânî ve Ahmed Rifâî'nin yaşadığı h. VI. m. XII. Asırlarda ortaya çıkmıştır .
Tarikat , Allah'a ulaşma ve onu tanıma yollarından her biridir. İslamiyet'te, İslamiyet'in kalbi boyutu üzerinde duran ve "kalbin fıkhı" diye nitelenen tasavvuf öğretisinin (terbiyesinin) uygulandığı düzenli kurumsal yapılar olarak tarif edilir.
Abdal Musa, Beyazid Bistâmî, Bişri Hafî, Celâleddîn Rûmî, Cüneyd Bağdadi, Fudayl bin İyâz, Hacı Bektaş, Hâris el-Muhasibî, İbrahim Edhem, İmâm-ı Gazâlî, Muhyiddîn İbn Arabî, Şâh-ı Nakşibendî, Yunus Emre, diğer büyük sufiler arasında sayılabilir.
Tasavvuf Tarihinde, umumiyetle 12. yüzyıl ve sonrası “ tarikatlar dönemi ” olarak nitelendirilmektedir. Klasik tasnife göre ilk dönem “Zühd”, ikinci dönem “Tasavvuf”, üçüncü dönem ise “ Tarikat ” dönemidir. Tarikat döneminin ise günümüze kadar devam ettiği, satır aralarında ifâde edilmektedir.
Cemaat veya Cemaât (Arapça: جَمَاعَة), dinde bir fikir , kitap , şeyh , imam , veli , alim veya ibadet için bir araya gelen topluluklara denir. İslâm'da ayrıca tasavvuf ve benzeri hareketlerde, belli bir görüş ve inanca sahip gruplar için de kullanılır. Tasavvuf cemaatine tarikat denmektedir.
Nakşibendi büyüklerin” Bizim İşimiz Çözmek Ve Bağlamaktır. Bize Gelenlerin Kalbini İplik İplik Dünyadan Çözer, İplik İplik Ahirete Bağlarız” diyerek Nakşibendi yolunun amaç ve gayesini Allah'ın rızası, Kur'an ve Peygamber sevgisini kalbe nakşedip, nefsi terbiye etmektir.
Bir tarikata girmek isteyen kimsenin (tâlip, muhip) mutlaka o tarikatın şeyhine intisap (biat) etmesi gerekir. Tarikata girmeye son dönemlerde "ahz-ı tarîkat", bir şeyhe bağlanmaya "ahz-ı yed" (el alma) denilmiştir. ... Ardından mürid intisap ettiği tarikatın âdâb, erkân ve usullerini şeyhinin rehberliğinde gerçekleştirir.
Türk tasavvuf tarihinde mutasavvıf denildiğinde ilk akla gelenler her biri bir tarikat önderi olan Hoca Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mevlânâ Celaleddin Rumi, Şeyh Bedreddin, Hacı Bektaş-ı Veli ve Hacı Bayram-ı Veli gibi İslam büyükleridir.
XI. yüzyılın ikinci yarısından sonra yaşayan ve Orta Asya Türkleri'nin dinî- tasavvufî hayatında son derece etkili olan mutasavvıf şairlerimizden birisi Ahmed Yesevî olmuştur. Tasavvufî cereyan Anadolu'da Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî (ö. 672- 1273), Sührevsıdî (ö. 632-1234), Fahreddîn-i Irâkî (ö. 688-1289) Ahî Evran (ö.
Türk tasavvuf tarihinde mutasavvıf denildiğinde ilk akla gelenler her biri bir tarikat önderi olan Hoca Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mevlânâ Celaleddin Rumi, Şeyh Bedreddin, Hacı Bektaş-ı Veli ve Hacı Bayram-ı Veli gibi İslam büyükleridir.
Tasavvuf , İslam mistisizminin özel adıdır. Tarikat ise tasavvufun kurumlaşmış şeklidir. Tasavvufta hedef, dini “ihsan” çerçevesinde yaşamak olup tarikat , icazet silsilesine sahip mürşit gözetiminde, tekke, zâviye gibi adlarla anılan mekânlarda, metodik bir manevî eğitim veren kurumlara verilen addır.
Müslüman dünyasında dini hayat üzerinde büyük bir kontrole sahip tarikatların başında şeyh denilen kişiler bulunmaktadır. Tarikatlarda veli veya ermiş oldukları zannedilen şeyhlerin , mürşit olduklarına inanılmaktadır. İslam'da bir ruhban sınıfı olmadığı gibi, bir şeyh sınıfı da bulunmamaktadır.
Sosyoloji literatüründe ise cemaat kavramı, cemaatin üyelerinin ortaklaşa paylaştıkları bir şeye (genellikle ortak bir ideolojiye ya da bir kimlik duygusuna) dayanan, özel olarak oluşturulmuş bir toplumsal ilişkiler bütünüdür. ...
İslam , bir tarikat değildir. Peygamber, bir şeyh olmadığı gibi, Kur'an da bir tarikat kitabı değildir. Tarikatlar , mezhepler ve cemaatlerin hiçbiri, ilahi ve kutsal bir niteliğe sahip değildirler. Tarikatların , mezheplerin ve cemaatlerin hepsi insan icadı yapay oluşumlardır.